Hayvanlar İntihar Eder mi?

İntihar insanlara has bir olgu mudur? İntihar özgür irade ile ilgili midir? Hayvanların özgür iradesi var mıdır? En önemlisi de hayvanlar da intihar eder mi? Bu soru, biyologların ve psikologların yüzyıllardır üzerinde düşündüğü, cevabı hem kalbimizi burkan hem de bizi derin düşüncelere sevk eden bir konu. Karaya vuran balinalar, kendilerini uçurumdan atan kemirgenler ya da eşi öldükten sonra yemeden içmeden kesilen kuşlar…

Dışarıdan bakıldığında bu durumlar bize çok tanıdık, insanı bir kederi hatırlatıyor. Peki bilim bu konuda ne diyor? Hayvanlar gerçekten bilerek ve isteyerek hayatlarına son verirler mi? Bu hüzünlü sorunun arkasındaki bilimsel gerçeklere ve doğanın sessiz dramlarına yakından bakalım, ama bunu kesin yargıya varmadan, bize hayvanların intihar ettiklerini düşündüren kavramları irdeleyerek yapalım.

1. Antropomorfizm: Kendi Acımızı Onlara Yansıtmak: Öncelikle bilimin koyduğu ilk sınırı anlamamız gerekiyor: Antropomorfizm. Yani insani duyguları ve davranış modellerini hayvanlara yükleme eğilimi. Gorillerin hep sinirli gözükmesi Quokkaları hep mutlu zannetmemiz, ya da sürüngenleri hep soğuk ve duygusuz bulmamız… Bunlar aklıma ilk gelen antropomorfizm örnekleri. Bazen öyle olmasa da, kederli, sinirli, üzgün, mutlu, ümitsiz, yaşama sevinci dolu olduğunu sandığımız hayvanlar, intihar edebilir mi?

İnsan için intihar; geçmişin pişmanlığı, geleceğin umutsuzluğu ve “ölüm” kavramının soyut bir şekilde algılanmasını gerektirir. Hayvanların acı, yas, depresyon ve stres hissettiği kesin bir gerçektir; ancak onların bizimki gibi soyut bir “Gelecekte yok olmalıyım” bilincine sahip olup olmadıklarını tam olarak bilemiyoruz. Yine de doğada gördüğümüz bazı sahneler var ki, arkasındaki neden ne olursa olsun içimizi sızlatmaya yetiyor.

2. Alturizm: Doğada intihar gibi görünen birçok davranış, aslında topluluğun veya soyun devamı için yapılan trajik birer fedakarlıktır. Bilimde buna “ototizis” (kendi kendini feda etme) denir. Buna yeşilçam sinemasında sıkça denk geliriz, merminin önüne atlamalar, “Kara Murat benim”ler, kardeşi babadan dayak yemesin diye suçu üstlenen abiler… Biz insanlık olarak buna alışığız ama bu eğilim hayvanlarda da var: Colobopsis saundersi türü karıncalar, yuvaları saldırıya uğradığında karın kaslarını kasarak kendilerini patlatırlar. Salgıladıkları zehirli sıvı düşmanı durdurur ama karınca orada can verir, bir nevi defansif canlı bomba gibi yani. Bir diğer “Bir canım var o da size feda olsunç” vakası daha çok tanıdık bir yerden geliyor; bal arıları. Kovandan uzaklaştıramayacakları bir tehdidi soktuklarında iğneleriyle birlikte iç organlarının bir kısmını da bırakırlar (ki bunu zaten acı tecrübelerden biliyorsunuz) Onlar için bu bir pes ediş değil, geride kalanlar yaşasın diye yazılmış hüzünlü bir genetik programdır.

Ama alturizme tam olarak intihar demek yanlış olur, daha ziyade kalanlar için kendini feda etmek diyebiliriz, en az intihar kadar insanlara özgü olduğunu sandığımız bu olgu hayvan dünyasında da var evet, ama asıl sorumuz neydi: Hayvanlar intihar eder mi? Şimdi asıl soruya biraz daha yaklaşalım.

Hayvanlar dünyasında bizi en çok sarsan şey, sosyal bağların kopmasıyla gelen o büyük çöküştür. İşte burası, bilimin en çok zorlandığı ve en insani hissettiğimiz yerdir. Kuğular, albatroslar veya bazı primat türleri eşlerini ya da yavrularını kaybettiklerinde derin bir depresyona girerler. Eşi ölen bir kuğunun, yemeyi içmeyi reddettiğini, uçmayı bıraktığını ve kelimenin tam anlamıyla “kederden eridiğini” gözlemleyen birçok bilim insanı var. Evet araştırdım, halk arasında büyüttüğümüz, kulaktan dolma bir bilgi değil, bilimsel bir gerçek bu. Bunun yanında yavrusu ölen bir yunus annenin, günlerce onun cansız bedenini suyun üzerinde taşımaya çalışması ve ardından sürüden ayrılarak derin sulara gömülmesi sıkça belgelenmiştir. Buna teknik olarak “klinik depresyonun getirdiği iştahsızlık ve bağışıklık çöküşü” diyebiliriz. Ama kalbimiz bize orada başka bir şey olduğunu söyler: Onlar da bizler gibi yas tutar ve bazen bu yük onlara çok ağır gelir diye düşünürüz, gerçekten de öyle mi hiçbir zaman bilemeyeceğiz gibi duruyor.

Doğadaki canlılar, yaşam enerjisiyle (biyofili) doludur ve hayatta kalmak için son nefeslerine kadar mücadele ederler. Karaya vuran balinaların çoğunun arkasında askeri sonarlar yüzünden bozulan iç kulak navigasyonları, okyanus kirliliği ya da lider balinanın hastalanıp kıyıya sürüklenmesiyle onu takip eden sadık sürüsü yatar. Hayvanlar bizim anladığımız anlamda planlı bir intihar gerçekleştirmezler belki; ama stres, yalnızlık, yabancılaşma ve derin bir keder karşısında tıpkı bizim gibi hayata tutunma güçlerini kaybedebilirler. Belki de bu, onlarla paylaştığımız en can yakıcı ortak noktadır. İnsanlarda intihar, ne kadar tercih, ne kadar zorunluluk meselesidir bilinmez ama, hayvanlar intihar etmez, fark etmeden ölüme sürüklenirler.