Filler, dünyadaki en güçlü duygusal bağlara ve en gelişmiş hafızaya sahip canlılardan biridir. Onların dünyasında ölüm, sadece biyolojik bir sürecin sona ermesi değil; tüm sürüyü derinden sarsan, sessiz ve ritüel dolu bir veda vaktidir. Bilim insanları, fillerin ölüm karşısındaki davranışlarını incelediklerinde, insan dışındaki canlılarda eşine az rastlanır bir yas kültürünün izlerini buldular. Savananın bu dev ve hassas kalpli canlılarının o dokunaklı ritüelleri hakkında yazmak için araştırmak, son zamanlarda en duygulandığım şeylerden biri oldu. Hadi biraz duygulanalım.
Bir fil hastalandığında veya yaşlandığında, sürünün geri kalanı onu asla yalnız bırakmaz. Başı başında toplanır, hortumlarıyla ona hafifçe dokunarak teselli etmeye çalışırlar. Eğer fil hayatını kaybederse, sürü hemen oradan ayrılmaz. Günlerce cesedin başında beklerler. Normalde kendi aralarında sürekli ses çıkaran filler, bir ölümün ardından tamamen sessizliğe bürünürler. Yavrusunu kaybeden bir anne filin, günlerce hiç uyumadan, yemeden ve içmeden yavrusunun cansız bedenini hortumuyla kaldırmaya çalıştığı sıkça belgelenmiştir. Eminim bununla ilgili fonda duygusal bir müzik eşliğinde bir video’ya Twitter ya da Instagram’da daha önce denk gelmişsinizdir. Bu haliyle bile dokunaklı, ama otuz saniyelik bir video’ya sığmayan kısımlar daha da acıklı.
Fillerin yas ritüelini en eşsiz kılan şey, sadece taze ölümlere değil, yıllar önce ölmüş yakınlarına da yas tutmalarıdır. Bir fil sürüsü, arazide yürürken başka bir file ait kemik kalıntılarına rastladığında hemen durur. Bu davranış, bilim dünyasını büyüleyen bir ritüele dönüşür: Filler kemiklerin etrafında sessizce bir çember oluşturur. Hortumlarını ve ayak tabanlarını kullanarak kemikleri büyük bir hassasiyetle incelerler. Özellikle kafatası ve fildişlerine dokunurlar. Bilim insanları, fillerin ayak tabanlarındaki hassas sinirler sayesinde sismik titreşimleri algılayabildiğini ve hortumlarındaki koku duyusuyla o kemiklerin kendi ailelerinden birine ait olup olmadığını anladıklarını düşünüyor. Savananın ortasında, içerisindeki tüm ölü bedenleri bir zamanlar tanıdığın bir mezarlıkta gezmek gibi, böyle bir yeteneğe sahip olmak ne kadar büyük bir lanettir: Bu kadar güçlü bir hafıza ile ölüm farkındalığıyla yaşamak.
Fillerde beynin duygusal kararlar ve hafıza ile ilgili bölgesi olan hipokampus, vücut ölçülerine oranla inanılmaz derecede büyüktür. Yani o meşhur “fil hafızası” tamamen bilimsel bir gerçektir. Bir fil, yıllar önce kendisine yapılan bir iyiliği veya kötülüğü unutmadığı gibi, kaybettiği aile bireyinin yokluğunu da ömür boyu kalbinde taşır.