Hayvanlar dünyasını hep iki uçta görmeye alışkınızdır: Ya hayatta kalmak için kusursuz işleyen bir vahşi doğa mekanizması ya da evlerimizde bizimle yaşayan neşeli dostlar. Ancak doğanın öyle karanlık, öyle kırılgan bir sınırı vardır ki, orada canlılar tıpkı ağır bir akıl tutulması yaşayan insanlar gibi kendi sınırlarını aşarlar. Bilimde buna tam olarak “cinnet” denmese de; ağır travma, kronik stres, esaret ve beyni ele geçiren parazitlerin yarattığı “akut psikoz ve kontrol kaybı” durumları derinden sarsıcı hikayeler barındırır. Doğanın zihninin karanlık labirentlerine ve hayvanların yaşadığı o hüzünlü ve bazen de ürkütücü kontrol kayıplarına birlikte bakalım.
Esaretin Sinsice Büyüttüğü Sessiz Öfke: Hayvanlarda cinnet benzeri patlamaların en trajik örnekleri, ne yazık ki insan eliyle yaratılan esaret ortamlarında görülür. Bunun en hüzünlü ve meşhur örneği, katil balina (orka) Tilikum’dur. Doğal ortamlarında insanlara karşı hiçbir ölümcül saldırısı belgelenmemiş olan orkalar, daracık havuzlara hapsedildiklerinde derin bir zihinsel çöküş yaşarlar. Tilikum, iki yaşındayken okyanustan koparıldı, yıllarca karanlık ve dar tanklarda, diğer balinaların zorbalığına uğrayarak ve açlıkla terbiye edilerek yaşatıldı.
Yıllar süren bu psikolojik işkence, Tilikum’da akut bir cinnet döngüsü yarattı. Hayatı boyunca üç insanın ölümüne sebep oldu. Uzmanlar, Tilikum’un bu saldırıları avlanmak için değil, yaşadığı ağır psikoz ve öfke patlamaları (cinnet) nedeniyle gerçekleştirdiğini belirtiyor. O devasa gövdenin arkasında, akıl sağlığını yitirmiş hüzünlü bir çocuk saklıydı.
Erkek Fillerin Hormonal Kabusu: Bazen cinnet, insan eliyle değil, doğanın kendi kimyasal oyunlarıyla gelir. Erkek filler, her yıl “musth” adı verilen bir döneme girerler. Bu dönemde erkek filin vücudundaki testosteron seviyesi normalin tam altmış katına çıkar. Bu inanılmaz hormon patlaması, fil için adeta işkence dolu bir cinnet nöbetine dönüşür. Fillerin şakaklarındaki bezler şişer ve gözlerine baskı yaparak onlara korkunç bir baş ağrısı verir.
Bu acı ve hormonal baskı altındaki fil, kendi sürüsüne, ağaçlara, gergedanlara ve hatta kendi yavrularına bile gözü dönmüşçesine saldırabilir. O sakin, bilge dev gider; yerine acıdan çıldırmış, ne yaptığını bilmeyen bir canlı gelir. Özetle hayvanlar aleminin o sakin devi yerini gözü dönmüş bir amok koşucusuna bırakır. İşin en hüzünlü yanı, nöbet bittiğinde filin bitkin, yaralı ve çevresine verdiği zararla baş başa kalmasıdır.
Hayvanlar dünyasındaki cinnet nöbetleri bize önemli bir gerçeği fısıldar. Canlı zihni, ne kadar vahşi ya da dayanıklı olursa olsun, kaldırabileceği bir stres ve acı sınırına sahiptir. İster bir virüs, ister kimyasal bir oyun, isterse insanın bencilce yarattığı esaret duvarları olsun; o sınır aşıldığında doğanın çocukları da tıpkı bizler gibi delirebilir, etrafına ve kendisine zarar verebilir. Onların bu çaresiz çığlıklarını duyup, doğaya olan saygımızı ve esaret altındaki canlılara karşı sorumluluğumuzu bir kez daha gözden geçirsek iyi olur. Ne derler bilirsiniz: Durgun atın çiftesi pek olur.