
Her ne kadar İtalyanca’yı sevmesem ya da iki saat boyunca İtalyanca’ya katlanmakta zorlansam da filmi çok sevdim. İndirip altyazısını hazır ettiğim, izlenmeyi bekleyen yüzlerce filmin arasından bu filmin sıyrılmasının asıl sebebi köpek sevgimdi. Ama filmi beğenmemin köpek sevgimle çok da alakası yok. Zira filmin adında “köpek” ibaresi geçse de filmin ana karakteri bir köpek bakıcısı olsa da, aslen konunun köpeklerle pek alakası yok.
Filmin ana temasını tek kelimeyle “çaresizlik” olarak özetleyebilirim. Küçük bir adamın her manada dev sorunlar altında ezilmeme çabasını anlatıyor film. Biraz kötü arkadaşlar, biraz mahalle baskısı, biraz dağınık aile, çok az da hayvan sevgisi iç içe geçiyor filmde. Filmin konusu, zaman akışının yanında, filmde sinematografi, açılar, renkler ve mekanlar gerçekten muazzam. Oyunculuklar çok iyi ve özellikle baş rol için oyuncu tercihi de tam nokta vuruşu olmuş. Ben buradan Marcelo Fonte ağabeyimizi tebrik ediyorum. Filmin genel havasını Ali’nin Sekiz Günü’ne çok benzettim; baş karakter de tıpkı Ali’nin Sekiz Günü’ndeki Ali gibi; Tıpkı oradaki gibi mahallenin serserisiyle kurulan zorunlu arkadaşlık, yalnızlık, sapkınlık ve küçük esnaf buhranları içinde iyice içine kapanmış bir karakter.Tüm bunların etkisiyle zamanın değiştirici etkisine yenik düşen bir karakter var. Tek derdi huzura ermek, kendi halinde düzen oturtmak isteyen umutsuz bir adamın hikayesiydi, çok da güzeldi. Peki film ne zaman izlenmeli? Sakin bir zamanınızda, daha büyük sıkıntıları, çaresizlikleri görüp kendi dertlerinizi daha kolay yüzleşilebilir dertlermiş gibi kabullenmek istediğiniz zaman izleyebilirsiniz. Yavaş ilerleyen bir film, ama çok akıcı, gereksiz deneysellikten uzak, yerli yerinde.
Puan: 7,7