Blog yazmaya karar verdiğimde beni en motive eden şeylerden biri de “Blog’da ‘Araştırma’ diye bir alt başlık açarım, hem de oraya yazma zorunluluğu vesilesiyle bir şeyler araştırırım.” düşüncesiydi. Lakin içeriğini doldurma konusunda henüz bu işin başındayken en zorlandığım başlık da bu oldu. Genel olarak alakasız konuları, ya da şöyle söyleyeyim, kalabalıkta bilgi birikimimle hava atamayacağım, kendime saklayacağım ve hayatın herhangi bir alanında kullanamayacağım konuları araştırmayı oldum olası sevmişimdir. Bu konu da bunlardan biriydi: “Relational memory” adı ile duyup “Bağlantısal Hafıza” adı ile hakkında araştırmaya yaptığım bu güzel konu. Bildiğimiz, gün içerisinde çok maruz kaldığımız, hafızamızın koku vasıtasıyla bizi geçmişe götürmesinden bahsedeceğim bugün.
Geçenlerde sokakta yürürken, yeni açılış yapmış bir hediyelik eşya dükkanının önünden geçerken, içinden geçtiğim binlerce balonun arasına girdiğimde bir anda 1998 senesinde gerçekleştirilmiş o inanılmaz organizasyona gitti aklım; apartman ve okul arkadaşlarımın katılımıyla şenlenen doğum günü partim geldi aklıma. Resmen o balonların arasından süzülürken, rüzgarın, balonların üzerinden toplayıp da genzime tıkıştırdığı, burnumda sızlayan o ucuz plastik kokusuyla çocukluğuma gittim. Açık havanın da desteğiyle on beş saniye sonra, koku havadan ve beynimden silindi. Ancak hatırlattıklarının etkisi günü sonlandırana kadar geçmedi.
Burada tabii zamanın aşındırıcılığı da devreye giriyor. Zamanın aşındırıcılığını şöyle özetleyeyim. Mesela 2005 yazında çok dinlediğiniz bir şarkı var, tüm yaz sadece o şarkıyı dinlediniz diyelim. Yaz bitince de o şarkıyı hiç dinlemediniz mesela. On sekiz sene sonra o şarkıyı tekrar dinlediğinizde tekrar 2005 yılının o sıcak ama güzel yaz günlerine götürür sizi. Bunun en büyük sebebi o şarkıyı on sekiz sene önce binlerce kez izlemiş olmanız değil, on sekiz senedir o şarkıyı çok az dinlemiş olmanızdır. O şarkıyı on sekiz boyunca dinlemediğiniz için beyniniz o şarkının hafızasındaki yerini güncellemez, yeni anılar üzerine yazılmadığı için o şarkı sizin için 2005 yılı yazında kalır. Sonra tekrar o şarkıyı dinlediğinizde, o şarkıyı, beraberinde eşlik ettiği anılarla tekrar hard disk’inizden geri çağırmanız çok daha kolay oluyor. Bir melodinin, bir kokunun, bir görsel objenin üzerine ne kadar çok anı kopyalanırsa, sanki hafıza da o duyu ve çağrıştırdıkları o kadar flulaşıyor.
Sadece eski sevgilinizin kullandığı bir parfüm mesela, yıllar sonra vapurda iniş sırası beklerken bu kokunun bir yerlerden gelmesi sizin gününüzü mahvedecekken, çok daha sık kullanılan parfüm kullanan bir eski sevgiliniz varsa, toplu taşımada, konserlerde, yolda belde bu tip kötü sürprizleri yaşamazsınız, çünkü rast geldikçe sıradanlaşır her şey. Bu yüzden hep benzersizler akılda kalır.
Neyse ne… balon kokusu bahane. Bir gün boyunca on birinci doğum günümü düşünmeme sebep olan o koku ve etkisini plastik mutfak eldiveninden de alabilirim elbette, ama yukarıda yazdığım gibi, daha çok çağırılan ve bu yüzden sıradanlaşan anılar ölür giderler dostlar. O yüzden sevdiğiniz şarkıları çok fazla dinlemeyin, sonra etkileri de hatırlattıkları da yitip giderler.