
Kafayı dini ritüeller, şeytanlar, iblislerle bozmuş Dublin’li yazar Joseph Sheridan Le Fanu’nun öyküsünden uyarlandığını öğrenmemle, bu filmi izlenecekler listemin en üstüne taşımıştım. En sonunda bugün izlemek nasip oldu. Uzun zamandır bu kadar tuhaf bir film izlememiştim. Evet, “ilginç” ya da “enteresan” kelimeleri tam olarak açıklamıyor, fakat “tuhaf” kelimesi filme çok güzel oturuyor. Aslında 70’li yıllarda çekilen şeytan filmlerinden bekleneceği üzere, tam bir “anlatılana değil, anlatıma odaklanma” filmi. Bozuk kayıtlı saykodelik müzikler, yarım yamalak görsel efektler, vasat oyunculuklar ve hızlı sahne geçişleriyle tam bir 70’ler korku filmi aslında.
Filmin genel atmosferi, zaman mekan algısını kaybettirmesi, tekrar eden abartılı çığlıklar, bu filmi korkunç olmaktan çok rahatsız edici kılıyor. Fakat güzel bir rahatsız edicilikten bahsediyorum, filmi izlerken nabzı düşürmeyen, ilgiyi taze tutan bir rahatsız edicilik bu. Zaten tüm bu rahatsız ediciliğin yanında, koyu hristiyan ayinleri, şeytan ayinleri, çıplak kadınlar, kana bulanmış bedenler, klişenin aksine ılımlı rahibeler ve kaba saba rahipler var filmde.
Gelelim filmin konusuna; film rahibe okulundaki genç bir kızın tanıştığı belli belirsiz bir başka genç kızla baskı ortamındaki arkadaşlık hikayesi gibi başlıyor. Fakat dakikalar geçtikçe, ritüeller, şeytanın akıl oyunları, sanrılar, kabuslar,pembe hayaller, krizler, az biraz pornografi, kilise orgu, kutsallık adı altında sapkınlık belirtileri ve muhteşem iç mekanlar sayesinde ile film bambaşka bir yere yöneliyor. Ben bu kadar söyleyeyim, zira konu anlamında daha fazlası yok filmde, ama izlence ve dinlence olarak çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Hep söylüyorum; bence filmde en önemli şey atmosfer.
Puan: 7,8