L’Extraordinaire Voyage de Marona

İzleyecek film arayışındayken, bir filmi diğer filmlerin önüne çıkaran faktörlerin en büyüğü de o filmin içerisinde hayvan olup olmaması. İnsan-hayvan ilişkisi, hayvan empatisi gibi konular her zaman çok ilgimi çekiyor. Okuyacak kitap seçerken de, izleyecek film seçerken de ana karakterin insan olmaması benim o kitabı ya da filmi sevebilmeme yetiyor çoğu zaman. Bu filmin de adını duyduğumda içimde büyük bir merak oluştu. Seveceğime emin olduğum her filmde olduğu gibi, izlemek için doğru anı bekledim. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Beklediğime değdi.

İçinde hayvan olan bir filmi beğenmem için içinde hayvan olması yetiyor. Ama bu film benim için ana karakterin hayvan olduğu diğer filmlerden biraz daha farklı oldu. Şöyle ki; bu sıralar tam olarak da bu konu üzerine yani bir sokak köpeğinin hayatı üzerine bir uzun öykü yazmaya çalışıyorum. Bu sebeple bu film tam zamanımda karşıma çıktı. Yazacaklarımı ya da yazmayı planladıklarımı etkilemek anlamında negatif bir etkisi de olmadı üstelik. İzlemeye başlarken tam olarak yazacağım öykü ile bire bir aynı konu olmasından endişelenmiştim. Ancak neyse ki yazmayı planladığım öykü ile bir sokak köpeğinin hayatını anlatması haricinde bir ortak noktası yoktu. O yüzden farkında olmadan esinlenme endişelerim film ilerledikçe bertaraf oldu. Bu endişeyi üstümden attıkça filmden daha da keyif aldım.

Kahramanımız; babası Dogo Argentino cinsi, annesi ise sokak köpeği olan bir yavru köpek. İsmi Malona. Film Malona’nın hayatını, onu sahiplenen, isteyerek ya da istemeyerek terk eden insanlar üzerinden anlatıyor. Bunu da insanları, insan doğasını kötülemeden, bariz bir mesaj verme kaygısında bulunmadan oldukça samimi bir şekilde yapıyor. “İyi insanlar da var, kötü insanlar da” düşüncesi çok göze sokulmadan, ajitasyona girmeden bir sokak köpeğinin gözünden aktarılıyor. Hatta bu konuda gördüğüm en güzel örnek diyebilirim. Bunun yanında filmin eğlenceli kısımları da mevcut, hüzünlü kısımları da; üstelik eğlenceli kısımları Benji ve örnekleri gibi bir aile filmi yapaylığında olmadığı gibi, hüzünlü kısımları da Hachiko ve örnekleri gibi duygu sömürüsünden beslenmiyor. Ben bu filmi daha çok 1955 yapımı It’s a Dog’s Life’a benzettim. Tıpkı o film gibi, çoğu zaman Malona bir anlatıcı olarak bize neler olup bittiğini anlatıyor. Birinci tekil anlatıcılı filmlere, romanlara olan sevgimden ayrı bir beğendim. Ama daha çok anlatıcının anlatma şekli, kullandığı cümleler çok başarılıydı. Realist bir bakışı var filmin, animasyon türünün özgürleştiriciliğine rağmen karikatürize edilmiş bir hüzün ya da neşe hali yok. Animasyon tekniğine başta çok alışamasam da film devam ettikçe oldukça hoşuma gitti. Bu kadar cıvıl cıvıl renklerle bu kadar kasvetli bir görsel dil çok enteresan gerçekten. Müzikleri de sahneleri çok güzel destekliyor. Her şeyiyle çok beğendiğim ve birkaç kez daha izleyeceğimden emin olduğum bir filmdi. Ağlatmak için hiç uğraşmasa da bunu başardı, tebrikler.

Puan: 9,2