Neden Yazıyorum?

Öncelikle bu yazma işini ikiye ayırmam gerekiyor; blog yazmak ve roman & öykü yazmak. İkiye ayırdım, çünkü ikisinin birbirinden tamamen farklı sebepleri var ve iki eylemden de bambaşka beklentilerim var.

Sebeplerimi açıklamaya blog yazma konusundan başlamam gerekirse, kimsenin okumayacağını bile bile bu işe girişmemin birinci sebebi; herhangi bir edebi ya da sosyal kaygı gütmeden sadece yazma alışkanlığı edinmek. Belli bir süreden sonra, zoraki yaptığım bu yazma eyleminin hayatımdaki yerini televizyon izlemeyle değiş tokuş etmeyi umuyorum. Amacım; televizyona, saçma sapan reklamlara ya da reality show’lara gömdüğüm saatlere bir anlam katma umudumu yeşertmek belki de, ya da sadece ümitsiz bir varoluş çabasıdır niyetim, hiçbir fikrim yok. Peki “Madem sadece alışkanlık oturtmak için yazıyorsun, neden yayınlıyorsun? Pek ala yazdıklarını word’te de tutabilirsin.” diye çıkışabilirsiniz, ki buna gerçekten net bir cevabım yok. Sadece yazma değil, herhangi bir çabanın amacının yolu dönüp dolaşıp, bir şekilde paylaşmaya, fark edilmeye, reaksiyon almaya ve varlığını kalanlara hatırlatmaya çıkıyor. Bu fotoğraf çekerken de böyle, el işi üretirken de, müzik yaparken de, yazı yazarken de, ya da yaz tatilinde gittiğin yerleri sosyal medyadan paylaşırken de.

Son birkaç aydır, kalabalık içerisinde kaybolmaya, olabildiğince görünmez olmaya çalıştığımı fark ediyorum. Sanırım bu durum, geçen kış geçirdiğim inziva sürecinin beklendik bir sonucu oldu benim için. Ama hiçbir zaman da çok uzak olmadım bu düşünceden. Görünmez oldukça da hayatın anlamsızlığını fark etmeye başlıyorum. Belki de mutsuz olmamak için mutlu olup olmadığını düşünecek zamanı kalmamalı insanın. Bu blog yazma işi, aslında tamamen acınası durağanlıktaki bir hayata anlam katma çabası gibi gözükse de, yazma işine geri dönüş yapabilmem için ihtiyaç duyduğum şevki toplamak amaçlı giriştiğim bir iş. Tekrar öyküler yazmaya geri dönebileceğim günün umuduyla, blog tutarak yumuşak bir geçiş yapmak istedim özetle.

Gelelim ikinci kısma: Neden roman & öykü yazıyorum? Aslında işin bu kısmı, boş zamanı dolu değerlendirmekten çok, tamamen ev-iş arasında nakış dokuduğum, Kadıköy’e sıkışmış hayatıma bir anlam katma çabasından kaynaklanıyor. Realist olmak adına kendime karşı olabildiğince dürüst ve bu yazıyı okuyanlara karşı olabildiğince açık olarak belirtmem gerekirse, tam olarak, daha fazlası olduğumu kendime ispatlamak için roman & öykü yazmaya çalışıyorum. Beğenilir umuduyla da değil, aslında tam olarak dirayet gösterip, uzun soluklu bir işi bitirebilecek kadar sabırlı olabildiğimi kendime göstermek ve kendime saygımı geri kazanmak için yazıyorum.

Yoksa bu blog, hiçbir edebi kaygı gütmeden, yazdıklarımın üzerinden bile geçmeksizin yayınladığım, kime ulaşır bilmediğim, hakkımda çok da merak edilmeyen bilgilerin, merak edilmeyen fikirlerim eşliğinde aktarıldığı bir not defteri; Biraz da, başkalarının düşüncelerini umursamama ve içimden geldiği gibi ıvır zıvırdan bahsedebilme pratiği aslında.