The Receiving End of Sirens

Dinleyici olarak kariyerime başladığım 2000 yılından bu yana defalarca farklı tür dinledim, çok fazla gittim geldim. Hepsini de hala dinlerim. Türkçe 90lar Pop, Post-rock, Death Metal, Post-hardcore, Shoegaze, Metalcore, Dream-pop, Doom Metal, Goatrance, Grindcore, Chilwave, 2000’ler yabancı karışık (ismini unuttuklarım varsa özür diliyorum, tüm ara türleri saymak istemiyorum) ne varsa dinledim ve evet hala da dinlerim. Tek bir yarım saat içinde oradan oraya atlayabilirim, ve evet bu ilginç bir şey değil, herkesin böyle olduğu ön kabulüyle oldukça rahatım bu konuda. Övünülür ya da utanılır bir konu değil. Gelmek istediğim nokta şu; dinlediğim bu kadar tarz içerisinde en derinlemesine daldığım ve hayatımın ilgili dönemlerini en çok domine eden iki tür Shoegaze ve Post-hardcore türleri olmuştur.

The Receiving End of Sirens (artık Treos olarak bahsedeceğim) benim için farklı bir yerde, çünkü yaptıkları tür itibariyle de, karşıma çıktıkları dönem itibariyle de Shoegaze ve Post-Hardcore’un tam ortasında duruyor. Shoegaze dinlemeye geçiş ve Post-hardcore’lu ergenliği terk ediş, anlamında güzel bir köprüydü benim için Treos. Belki de Shoegaze’deki gibi reverb basılmış buğulu vokaller ya da Post-hardcore’daki gibi distortion basılmış avaz vokaller yok, ama şarkıların özellikle sonlarına doğru birbiri ile iç içe geçmiş onlarca farklı vokal, birbirinden bağımsız gibi gelen aslında ama inanılmaz bir harmoni sunan gürültülü gitar rifleri var, bitmek outro’larıyla eşlik ettiği harika vapur yolculuklarım var; biraz kaos, biraz huzur var.

Ama çoğu grup gibi zamana yenik düşüp dağıldılar. Üstelik çok erken aramızdan ayrıldı bu arkadaşlar. Aktif olarak sadece iki harika albüm yayınlayıp, başka ortanca grupların, başka ortanca parçaları olmayı seçtiler. Müziği bırakmasalardı, daha doğrusu Treos ismiyle bunu yapmayı bırakmasalardı, bilemiyorum, belki sekiz dokuz tane albümü olurdu ve belki de hayat benim için güzel olurdu. Yani en azından bir gıdım daha güzel olabilirdi. Sizi siz yapan anlar olduğu gibi, sizi siz yapan kitaplar, filmler, yazarlar, yönetmenler, müzisyenler de var. Üstelik bu yazarlar, yönetmenler, müzisyenler tam olarak da sizi siz yapan anlara eşlik ederek sizi siz yapıyorlar. Onlar üretmeyi durdursa da, siz tüketmeye devam ediyorsunuz, ama aynı şeyi tüketip farklı bir tat almak da zamana yenik düşüyor. Bu yüzden siz de belli bir yaştan sonra, artık daha az ya da daha zor değişebiliyor oluyorsunuz.

Neyse şarkıları bırakıyorum, ergenliği geride bırakmak için geç kaldınız, ama gene bir deneyin derim.

Slowdive

“En sevdiğim gruplar hep dağılıyor.”, “Yeni keşfettim ama son albümleri 10 sene önceymiş.” diyenler üzülmeyin. Size bugün ilk albümünü bundan 29 yıl önce çıkarmış ve şu anda halen dağılmamış bir gruptan bahsedeceğim; Daha doğrusu dağılmış ama geçtiğimiz senelerde tekrar bir araya gelmiş bir İngiliz efsanesi; Slowdive. İlk albümünden beri hiç bir albümünü önceki albümlerinden daha güzel yapamamış ama bir o kadar da hiç bir albümü bir önceki albümünden daha kötü olmamış bir grup bu. İngiltere’nin o kasvetli, kara bulutlu, yağmurlu atmosferinin dışa vurumu Shoegaze denen müzik türünün doğumundan büyümesinden sorumlu, güzel insanlar topluluğu.

Güzel insanlar diyorum çünkü daha önce yabancı uyruklu insanlara beslemediğim bir yakınlık hissediyorum kendilerine. Sanki Tekel tabelalı dandik bir birahanede grup üyeleriyle otursak yıllardır görüşmemiş, ama bir araya geldiğinde kaldıkları yerden arkadaşlarını sürdürebilen bir arkadaş grubu gibi kaynaşacağız gibi geliyor. Grubun dört mükemmel albümü bulunuyor. 1991 ve 1995 tarihleri arasında 3 albüm yayınlayan efsaneler topluluğu, daha sonra dağılıp, Mojave 3, Moster Movie gibi gene harika gruplarda müzik icra edip, en son 2017’de tekrar birleştiklerini duyurarak çok güzel bir albüm daha yaptılar. Keşfetmek isteyen ama ya yeni albümleri çıkmazsa diye korkanlar, çekimleri durdurulan diziye hiç başlamayayım diye düşünenler korkmasın. Grup turnelerine ve kayıtlarına devam ediyor.

Spanish Air, Catch The Breeze, Alison, 40 Days, Here She Comes, Altogether, Dagger gibi şarkıları öncelikli olarak deneneyebilir, uykuya dalarken dinleyebilir, uykuya daldığınızda da dinlemeye devam ederek rüyalarınıza yön verip, huzurlu ve hüzünlü bir sabaha uyanabilirsiniz.