Bitmeyen Bulaşık Teorisi

Bu teoriyi ben buldum. Dokunulmadıkça dağ gibi olan sorumlulukları bence en iyi anlatan alegoridir biriken bulaşıklar. Tek başına yaşıyor oluşumun, azalan ve küçülen öğünlerimin de yardımıyla, aslında hayatımda biriktirmediğim ve anında yerine getirdim tek sorumluluk bulaşık temizliği. Ancak gene de fiziki olarak da, zihinde kapladığı yer olarak da günden güne güne büyüdüğü için teorimin adını bitmeyen bulaşık teorisi koydum.

Aslında teorimin özeti şu, gün içinde aklımızın bir kenarında, önümüzdeki sonsuz zaman boşluğunun bir kısmında tamamlamamız gereken bir sürü irili ufaklı, önemli önemsiz derdimiz, sıkıntımız, sorumluluğumuz var. Bazıları, tamamladığımızda bizi ve hayatımızı daha ileri taşıyacak görevler, bazıları kalabalık içinde yaşamanın gayri resmi getirileri (götürüleri), bazıları ise tamamen fiziki ihtiyaçlar.

Tamamlandığında bizi ve hayatımızı daha ileriye götürecek görevler genelde en önemsiz gördüğümüz, en çok vakit ve efor gerektiren ve en çok da bu iki sebep üzerinden en çok biriktirdiğimiz ve ötelediğimiz görevler diyebilirim. Gelecek için yatırım yapmak, yabancı dil öğrenmek, kendimizi geliştirmek, sağlıklı yaşamak, spor yapmak gibi asla hakkında faaliyete geçemediğimiz, ama zihnimizin bir yerinde harekete geçmediğimiz için bizi en çok üzen ama en az huzursuz eden kararlar bütünü.

Ne demiştik, bir diğer görevler bütünü de kalabalık içinde yaşamanın gayri resmi götürüleri: Bu tanımlamayı yaptığımda aklıma ilk artık görüşmek istemediğiniz eş dostla mevcut ilişkilerin devamlılığı adına görüşme zorunluluğu geliyor, sonrasında da çalışmak, iş hayatında sosyalleşmek, mutlu ve memnun gözükmek, şikayet etmemeye çalışırken, bir yandan da sürekli, ama sürekli şikayet dinlemek, kendi sorunlarını çözemiyorken, çözmek için bir şey bile yapmıyorken sürekli başkalarının dertlerini çözmeye çalışmak, kendine veremediğin aklı fikri karşındakine vermek, ve karşındakinin kendisine veremediği aklı fikri sana vermeye çalışmasını dinlemek. Özetle sosyal olmanın, kalabalığa karışmanın, orta yaşlarda zirve yapan zorluğu ve bunun gibi şeyler kast ettiğim.

Sonuncusu ve en anlamsızı da fiziki ihtiyaçlar ve sorumluluklar: Bedenimize olan borcumuzu süreki uzayan sakalı, tırnağı, saçı keserek ödüyoruz. Ya da beklemeye devam edebilmek için günde en az bir kez yemek yeme zorunluluğu, kişisel bakım, spor, dişleri fırçalamak ve dış dünyada araya karışmak için gerekli tüm diğer sorumluluklar bütününü de fiziki gereklilikler olarak sınıflandırabiliriz. Belki en aksatmadan yaptığımız, en az vakit alan, en kolay aradan çıkaran ve doğduğumuz günden bu yana hiç değişmediği için sorgusuz sualsiz yerine getirdiğimiz sorumluluklarımız. Kendi adıma belki de nispeten sorunsuz ilerleyen tek sorumluluklar bütünü.

Yukarıda bahsettiğim bu üç sorumluluk tipinin de ortak noktası şu: sürekli erteliyoruz ve erteledikçe yerine getirmek daha da zorlaşıyor. Örneğin üzerine gitmem gereken şahsi bir derdim var; bitmeyen bulaşık teorisi tam da burada devreye giriyor. Bu derdimi gidermeye üşendikçe, dertlerim birikiyor, dertlerim biriktikçe çözmem için gerekecek potansiyel zaman ve efor daha da artıyor. Böyle olunca da bu derdi çözmem git gide imkansızlaşıyor. Belki zamanında müdahale etseydim bu hale gelmezdi dediğim her konu kendimi daha çok suçlamamama, daha mutsuz olmama sebep olduğu gibi, aynı zamanda o derdi çözme umuduma dair inancımı daha da azaltıyor. Tıpkı sağ alt azı dişim gibi… Tam iki sene önce çürümeye başladığını fark ettim, belki o an hızlı bir klor tedavisi, diş temizliğiyle sorunu büyümeden ortadan kaldırabilirdim. Ama o an düşünmediğim için hep yaptığım gibi üzerine yeni bulaşıklar eklemeye devam ettim. Günden güne çürüdüğünü olabildiğince erken fark ettiğimde bir şeyler yapsaydım, en kötü ihtimalle küçük bir dolgu ile o sorunun hayatımda kapladığı yeri temizlemiş olacaktım. Oysa bekledim, ta ki dişimin bir kısmı yemek yerken kırılıp diğer dişlerimin arasında sıkışana kadar. Ama ben ne yaptım, bu sıkıntımın üzerine yeni bulaşıklar eklemeye devam ettim. Belki o zaman müdahale etseydim, kanal tedavisi ile bu sorunun hayatımda kapladığı yeri temizleyebilirdim. Şimdi kırıla kırıla dişimin yarısı yok. Şimdi çektirmem ve bu sorunun hayatımda kapladığı yeri temizlemem gerekiyor, ama ben ne yapıyorum, yeni bulaşıklar ekliyorum, ta ki çürük etraftaki diğer dişlere de bulaşıncaya kadar.

Bulaşıklar birikiyor, temizlemedikçe daha hızlı birikiyor ve biriktikçe de temizlemek zorlaşıyor. “Temizledikten sonra tekrar kirlenmeyecek mi sanki?” düşüncesi ise, bu dağın mutfağın ortasında git gide büyümesinin ekmeğine yağ sürüyor. Başlamak lazım bir yerden, ama en zoru başlamak gibi geliyor.